ADnet Reklamları Siz de reklam verin    
  Favorilere ekle | Açılış Sayfası Yap
Ana Sayfa Programlar Forum Video İletişim

DMEQ :: Digital Media Excess Quad

  23 Kasım 2008 Pazar 17:53

 

DMEQ

 Biyografi

 Site Rehberi

 Şarkı Sözü

 Video

 Forum

 Güzeller Galerisi

 Rüya Tabiri

 

Arama:

  SON DAKİKA

Türkiye Haber Arşivi

 
 Mini Anket
Gelecek 1 Sene içerisinde Laptop almak istiyormusunuz?
Evet alacağım
Hayır almayacağım
Fiyat düşmesini bekliyorum
2. Planda Düşünüyorum
Masaüstü Bilgisayarımdan vazgeçmem
  
 
 GALERİDEN

İlginç Ofis


Karakalem Çalışmaları


Araba Çizimleri

Genel
 Ana Sayfa » Kadın » Sağlık
  Hatıralarla iftar sofrası!
Hatıralarla iftar sofrası!Nerede eski ramazanların keyfi...

Ramazanın ilk gecesindeki sahur yemeği çok önemliydi. Çocuklar bile bu manevi havadan tat almaları için, Ramazan davuluna eşlik eden manilerle, tatlı uykularından uyandırılıp sahura kaldırılırdı. Sahurda yenen yemekler iftarda yenen yemeklere oranla daha hafiftir. Anadolu'da ve Rumeli'nde sahur yemeklerinde ekseri gözleme ve börek yerlerdi. Kadınlar gece hamur yoğurur; gözlemeleri, börekleri sofraya taze taze getirirlerdi. İstanbul'da sahurda pek börek yenilmezdi. Sahur sofralarına kazandibi çöreklerle, kaşar peyniri, gerdan ve dil söğüşü konurdu. Bir akşam pilav, bir akşam taygan denilen makarna pişerdi. Herkes birer kase yoğurt, birer tas hoşaf veya şerbet içer, pilavı ve makarnayı yedikten sonra niyet ederdi.

Ramazan sıcak pidesiz olamaz

İftara yakın sıcak sıcak taze ramazan pidesi almak için bunları çıkaran fırınların önünde kuyruklar görülürdü. Bazı meraklılar, yumurtalı pide için günlük yumurta tedarik ederek fınncıya verir ve bunu firma atılacak pideye gözlerinin önünde sürülmesini isterlerdi.

İftar davetlerinin ramazan ayının on beşinden itibaren başlaması adetti. Bu vesile ile zengin ve "kübera" konaklarında rekabet halinde muhteşem iftar ziyafetleri düzenlenirdi.

Sofrada, başta iftariye denilen ve oruç açmaya yarayan çerezler yer alırdı. Hurma, zeytin, yeşil zeytin, sele zeytini, beyaz peynir, kaşar peyniri, Çerkeş peyniri, kaşkaval peyniri, dil peyniri, kaymak peyniri, tulum peyniri, gül reçeli, mürdüm reçeli, ayva reçeli, vişne reçeli, kayısı reçeli, çilek reçeli, incir reçeli, şimdi unutulmuş olan asmakabağı, frenk üzümü, ceviz, patlıcan reçelleri, tütünlük pastırma, kuşgönü pastırma, kıraç pastırması, ev sucuğu, salatalık turşusu, karanfilli soğan turşusu, kebereli patlıcan turşusu mevsimine göre şöyle akla ilk gelen iftariyeliklerdi.

Ama oruç, kısa bir dua ve besmeleden sonra mutlaka Kabe'den gelmiş Zemzem ile açılırdı. Sofrada herkesin önüne kristal kadehlere yarıya kadar bu kutsal sudan konulur ve iftar topuyla ezan sesi duyulur duyulmaz eller bunlara uzanırdı. Arkasından bir hurma alınır ve sonra sıra keyfe ve zevke göre öbür iftariyelere gelirdi. Bu iftariyelere ise, o devrin deyimiyle "gül kokulu" mis gibi sıcak ramazan pidesi eşlik ederdi. Böylece oruç keyfiyle sararmış benizler renklenir ve süzülmüş gözlere fer gelirdi.

İftariye faslı sona erince, tiryakiler cıgaralarına tüttürür, veya enfiyelerini çekerlerdi.

Padişaha Yumurta-yı Hümayun

Yemek, mutlaka çorba ile başlardı. Et veya tavuk suyuna şehriye, yahut hindi derisiyle hafif sirke ve sarımsaklı tuzlama çorbasını "Yumurta-yı Hümayun" takip ederdi. Topkapı Sarayı terkedilip padişahlar Dolmabahçe Sarayı'nda veya diğer dış saray yahut mevsimlik köşklerde oturdukları zamanlarda bile Kadir geceleri mutlaka Topkapı Sarayı'na gelip burada iftar ederek yatsı ve teravih namazlarından sonra yapılan Kadir Gecesi dua törenine katılır ve bazen de o gece orada kalırlardı. İşte, Topkapı Sarayı'ndaki iftarda padişaha Yumurta-yı Hümayun ikram edilmesi ve onun bunu yemesi Osmanlı hanedanı geleneklerindendi. Bunun için evvela halka halinde kıyılmış soğan Halep yağında öldürülür derecede kavrulur, sonra ince dilimlenmiş tütünlük pastırma ilave edilip biraz da su katılarak pişilir, yeteri kadar şeker ve sirke ile de bir iki taşım kaynatıldıktan sonra açılan yuvalara günlük yumurta kırılıp kapağı kapatılarak kaskatı olmayacak derecede pişirilirdi.

Bundan sonra sıra çöp veya fırın kebabı, kıymalı veya peynirli yahut ispanaklı kol, yahut da bohça böreği, ya da talaş kebabına geljrdi. Bunu ise elmasiye, muhallebi, güllaç gibi karışık hafif (!) sütlü tatlılar takip ederdi. Bundan sonra ekşili bamya gelirdi ki bu, yemekte birinci turun bitip ikinci turun başladığına alametti.

İkinci tur, tavuk veya hindi fırını ile başlardı. Bunlar, fıstıklı, üzümlü, kestaneli ciğerli, katılı ve baharlı ala iç pilavı ile doldurulmuş bulunurdu. Bundan sonra bol etli mevsim sebzeli, yine mevsimine göre zeytinyağlı barbunya enginar, imambayıldı, taze veya çalı fasulye vb. yemekler gelir, nihayet ortaya kat kat bıldırcınlı, beyinli halis amberbu pirinçten, mutlaka Vakfıkebir yağı ile pişmiş tepeleme pilav tepsisi gelirdi. İftar ziyafeti geleneksel olarak en sonra "arz-ı endam" eden cevizli, fıstıklı veya kaymaklı baklava ile son bulurdu.

Ramazanlarda balık ve su ürünleri yenmezdi!

Bu genel listenin dışında bazı konakların kendilerine mahsus, başka yerlerde pişmeyen sürpriz yemekleri vardı, şimdiki gibi bol bol bulunmayan turfandalar, neşelere neşe katardı. Süt kebabı, fıstıklı hayderî, taze fasulye buranîsi, sütlü yumurta böreği, sarma tavuk, kaymaklı ayva şekerlemesi, acı tatlı vb. bu sürpriz yemeklerdendi ve hazırlanışları o konağın aşçı başısına ait bir sır olup öbürleri ne kadar uğraşsalar aynı lezzette olanlarını yapamazlardı.

Çeşitli mevsim meyvaları ile turfanda meyvalar, iftar sofralarının son perdesini teşkil ederdi. Şunu da ilave edelim ki "Yumurta-yı Hümayun" her yerde pişirilmeyip daha çok "vükela ve vüzera" konaklarına mahsustu. Çok yerde bunun yerine normal pastırmalı veya ıspanaklı yumurta ikram edilirdi.

"Diş kirası"

Ramazan aylarında dikkat edilen geleneklerden biri, eve gelen misafiri iyi bir şekilde ağırlamak ve misafirin memnun ayrılmasını sağlamaktı. Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftar daveti verilirdi. Bunun yanında fakir halk içinde de sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk ve konak evler, ziyafet evi halini alırdı. Misafirler iftarını edip teraviye gitmek üzereyken, hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise, hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak, gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi.

(Kaynak: İstanbul Sohbetleri, İst. 1992, s. 16-19)


Ramazan manileri

Sahur'un habercisi Ramazan davulcularının nesilden nesile söyleyerek taşıdığı "Ramazan Manileri" Eski Ramazanlar'ın önemli özelliklerindendir.

Besmeleyle çıktım yola
Selam verdim sağa sola
A benim ağalarım namazınız mübarek ola.

Akşamdan pilavı pişirdim
Gene karnımı şişirdim
Ben çok mani bilecektim ama
Defteri yolda düşürdüm

Davulumun üstü kırmızı
Dün akşam gördüm yıldızı
Arkadaşımı sorar isen
Camilerde kilim hırsızı

Omuzumda davulum gümlersin
Hasta mısın inlersin
Hatip'in Fatma'yi mi?
Yoksa çerkezin Hacce'yi mi istersin

Eski cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnim tok ama
Arkadasimin cani börek ister

Ahmet ağa uyursun uyursun
Uykularda ne bulursun
Kalk al abdest kıl namaz
Sabahleyin cenneti bulursun

Arnavut'musun Tatar'mısın
Ekşili corba yapar misin
Ben sana davul çaliyorum amma
Acaba sen oruç tutar mısın?





maksimum
Kaynak: Superonline
01 Eylül 2008 Pazartesi 10:56
Bu sayfayı daha önce 193 kişi görüntüledi.
Geri
 Bu Bölümdeki Diğer Başlıklar
 23 Kasım 2008 Pazar - Havuçlu Kek
 21 Kasım 2008 Cuma - Kremalı Kadayıf topları
 21 Kasım 2008 Cuma - 'Kestane Kebap'
 21 Kasım 2008 Cuma - Yumurta sağlığa faydalı mı?
 21 Kasım 2008 Cuma - Balığın yanına yakışan soslar
 21 Kasım 2008 Cuma - Küçük tabaklardaki büyük lezzetler!
 21 Kasım 2008 Cuma - Acem Pilavı
 21 Kasım 2008 Cuma - Kaşık salatası
 20 Kasım 2008 Perşembe - Demirhindi şerbeti içtiniz mi ?
 20 Kasım 2008 Perşembe - Havuç Çorbası
 20 Kasım 2008 Perşembe - Köfteli Ispanak
 20 Kasım 2008 Perşembe - Şeftali Kurabiye
 20 Kasım 2008 Perşembe - Fırnee nedir?
 20 Kasım 2008 Perşembe - İştahı kesen yiyecekler
 19 Kasım 2008 Çarşamba - Zeytinin sırları...
 19 Kasım 2008 Çarşamba - Tarihi lokantalar
 19 Kasım 2008 Çarşamba - Dut kurusu hoşafı
 19 Kasım 2008 Çarşamba - Kestaneli ve pastırmalı lokma
 19 Kasım 2008 Çarşamba - Fırında Makarna
 19 Kasım 2008 Çarşamba - Kış çorbası
 19 Kasım 2008 Çarşamba - Yufkalı zarf böreği
 18 Kasım 2008 Salı - Kazan kebabı
 18 Kasım 2008 Salı - Pişmaniyeli Soğuk Pasta
 18 Kasım 2008 Salı - Prtik bilgiler!!
 17 Kasım 2008 Pazartesi - Bu içecek cinsel gücü artırıyor!
 17 Kasım 2008 Pazartesi - Kolay İşkembe Çorbası
 17 Kasım 2008 Pazartesi - Sıcak saatler!!
 17 Kasım 2008 Pazartesi - Bayatlamayan Elmalı Kek
 16 Kasım 2008 Pazar - Etimekli patlıcan salatası
 16 Kasım 2008 Pazar - Ta-Do-Şe Çorba
Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı
ÜYELER İÇİN
 Kullanıcı
 Parola
 Kod

  Ücretsiz Üyelik
  Şifremi Unuttum
 
ÇOK İZLENENLER
+18 hande ataizi soyunuyor+18 (95828 kez izlendi.)
afyon oyun havaları (40515 kez izlendi.)
 
ÇOK OKUNANLAR
 

 :: Ana Sayfa :: Günün Haberleri :: İletişim

  Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
© 2000-2006 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Sayfa Üretimi: 0.1523  | Teknik Destek: Cizginet
Haberler artık Outlook'ta