ADnet Reklamlarý Siz de reklam verin    
  Favorilere ekle | Açýlýþ Sayfasý Yap
Ana Sayfa Programlar Forum Video Ýletiþim

DMEQ :: Digital Media Excess Quad

  02 Aralýk 2008 Salý 14:44

 

DMEQ

 Biyografi

 Site Rehberi

 Þarký Sözü

 Video

 Forum

 Güzeller Galerisi

 Rüya Tabiri

 

Arama:

  SON DAKÝKA

Türkiye Haber Arþivi

 
 Mini Anket
Gelecek 1 Sene içerisinde Laptop almak istiyormusunuz?
Evet alacaðým
Hayýr almayacaðým
Fiyat düþmesini bekliyorum
2. Planda Düþünüyorum
Masaüstü Bilgisayarýmdan vazgeçmem
  
 
 GALERÝDEN

Ýlginç Ofis


Karakalem Çalýþmalarý


Araba Çizimleri

Genel
Olcay Yazýcý

Osman Olcay Yazýcý, 1953?te Trabzon?un Sürmene ilçesine baðlý Küçükdere Nahiyesinin Yukarýovalý köyünde, Molla Temel?in oðlu Ahmet ile Ali Efendi?nin kýzý Ayþe?nin son çocuðu olarak dünyaya geldi. Ýlkokulu Aþaðýovalý köyünde, ortaokulu Zeytinburnu?nda, liseyi Zonguldak Fener Lisesinde, yüksekokulu Ýstanbul?da okudu.



Baþta Hisar, Töre, Öncüler, Türk Edebiyatý, Boðaziçi, Pýnar, Meþale, Dolunay, Ufuk Çizgisi, Millî Kültür, Ýnsan ve Kâinat, Cemre, Güneysu, Çaðrýþým, Tepe Edebiyat, Kýraðý, Kültür Dünyasý, Tarih ve Düþünce, Ýslâmî Edebiyat, Bizim Külliye, Çerçeve, Seyir, Ufuk Ötesi, Kubbealtý Akademi Mecmuasý, Biyografi Analiz, Çýnar, Mor Taka, Yüzaký ve Berceste olmak üzere, birçok dergide þiir, hikâye, deneme ve kültür/fikir yazýlarý yayýnlandý.

Türk Edebiyatý Vakfý?nýn yayýnladýðý Türk Edebiyatý Dergisi?nin Yazý Ýþleri Müdürlüðünü(1983-84), Ýhlas Holding?in dergiler grubundan, bilim ve teknoloji dergisi Ýnsan ve Kâinat? ýn editörlüðünü (1988-94) yaptý. 1984?te gazeteciliðe baþlayan þair ve yazar Olcay Yazýcý, 12 yýl çalýþtýðý Türkiye Gazetesi?nde dizi, mülâkat ve köþe yazarlýðý; kültür-sanat sayfasý yöneticiliði, bölüm þefliði ile yazý iþleri ve Avrupa baskýlarý servisinde redaktörlük görevlerinde bulundu (1984-1997)

16-20 Eylül 1991 tarihinde Ýstanbul?da yapýlan 12. Dünya Þairleri Kongresi ve Yunus Emre?ye Saygý Kurultayý?na (X11. World Congress Of Poets, In Homage To Yunus Emre) ?Derviþ? isimli þiiri ve ?Yunus Emre?nin Rüzgârýyla? konulu tebliði ile katýldý. Dönemin Kültür Bakaný Gökhan Maraþ tarafýndan ?Teþekkür Belgesi?yle taltif edildi.

1997?de Türkiye Gazetesi?nden ayrýlarak, edebiyat çevrelerince ?Bütün zamanlarýn en iyisi? diye deðerlendirilen Kültür Dünyasý Dergisi?nin Genel Yayýn Yönetmenliði?ni yaptý (1997-98, 16 sayý)

1999?da Kültür eski Bakaný Namýk Kemal Zeybek?in sahipliðini ve baþyazarlýðýný yürüttüðü Ayyýldýz Gazetesi?nin Kültür Sanat ve Düþünce sayfasýný yönetti.



Müstâkil Sanayici ve Ýþadamlarý Derneði?nin, Araþtýrma Yayýn Komisyonu Koordinatörlüðü ile Süreli Yayýnlar Editörlüðünü yürüttü (2000-2001.)

17 Mayýs 2003 tarihinde, TYB?nin Kahramanmaraþ?ta düzenlediði sempozyumda, ?Bahaettin Karakoç?un Þiir Serüveni? konulu bir teblið sundu. Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi?nin fetih yýldönümü münasebetiyle, 1 Haziran 2003?te Gülhane Parkýnda düzenlediði, ?550. Yýlda Ýstanbul Edebiyat Buluþmasý? programýna katýldý ve ?Þiiri Yazýlamayan Þehir? isimli þiiriyle, 550 Þair ve Yazar kitabý ile, 2005 yýlýnda Ýhsan Iþýk tarafýndan hazýrlanan ve Ýngilizce?ye çevrilen ?Ancylopedia of Turkish Authors-People of Literature Culture and Science? (Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi-Edebiyat, Kültür ve Bilim Ýnsanlarý) isimli çalýþmada yer aldý.

Halen, Uluslararasý Teknolojik Ekonomik ve Sosyal Araþtýrmalar Vakfý (UTESAV) Genel Müdürü olarak görev yapýyor. ÝLESAM (Ýlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliði), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Yazarlar Birliði üyesi olan þair ve yazar Olcay Yazýcý?nýn, Arif Nâzým, Mustafa Yýldýzdoðan ve Ahmet Yýlmaz tarafýndan bestelenmiþ þiirleri de var.



Düþünce derinliði ve estetik yoðunluðuyla,?geleneðe baðlý çaðdaþ Türk þiirinin önemli isimleri? arasýnda yer alan Osman Olcay Yazýcý?nýn yayýnlanmýþ eserleri ise þöyle:

?Çocuklar Vatanýnda Büyüsün?(Hikâyeler, Türk Edebiyatý Vakfý yayýný 1985)/?Papatyalar Üþümesin?( Hikâyeler, Kültür Bakanlýðý yayýný, 1990, Ýkinci Baský Salýncak Yayýnlarý 2006)/?Erguvan Uðultusu?(Þiirler, Boðaziçi yayýnlarý 1991)/?Tartýþmayý Tartýþmak?(Deneme-Kültür yazýlarý, Ötüken Neþriyat 1992)/?Hüzün Yazýlarý?(Özgün metin, Boðaziçi yayýnlarý 1993)/?Eylül?ün Kýrdýðý Gül?(Þiirler, Ötüken Neþriyat 1994)/?Kitapsýz Toplum?(Deneme-Kültür yazýlarý, Ötüken Neþriyat 1994.),?Büyük Gün/Bir Kýyâmet Alâmeti Olarak Hazreti Ýsâ?nýn Dönüþü?(Araþtýrma, Marifet Yayýnlarý 2001.),?Eðitim ve Kültür Trajedimiz/Kendimiz Olmaktan Nasýl Çýktýk?(Kültür-analiz, Marifet Yayýnlarý 2001.)/?Nemrut Ateþi? (Fikir, Türk Edebiyatý yayýnlarý, 2004),/?Yaralý Küheylân? (Deneme-Hikâye, Türk Edebiyatý Vakfý yayýný, 2004)



Büyük Gün

Hazret-i Ýsa’nýn Dönüþü

Olcay Yazýcý

Marifet Yayýnlarý



Kültür dünyasýnýn yakýndan tanýdýðý þair ve yazar Olcay Yazýcý, "Büyük Gün" / Bir Kýyâmet Alâmeti Olarak Hazret-i Ýsâ’nýn Dönüþü isimli çalýþmayý, özgün bir üslûpla kaleme alýyor. Kitapta, Hazret-i Ýsâ’nýn dönüþ menkýbesi etrafýnda, ayrýca âhiret düþüncesinin tarihçesi, dünya kadýnlarýnýn sultaný Hazret-i Meryem’in akýllara durgunluk veren hikâyesi, Hazret-i Ýsâ’nýn inkârcý kavmi tarafýndan uðradýðý zulümler, Ýsrail Oðullarýnýn sapkýnlýklarý, Hz. Ýsâ’nýn çarmýha gerilme senoryalarý ile Ýslâmî kaynaklara göre semâya kaldýrýlýþý ve kýyâmete yakýn tekrar yeryüzüne indireleceði inancý da edebî, lirik bir anlatýþla iþleniyor. Bozulma ve yozlaþmalar çaðýnda, metafizik bir uyarýcý niteliðini taþýyan eserin ana fikri: Ýnsan, ölümün aþýrýlýklarý dizginleyici þuuru ile bilinmeli, dünyevî olanýn büyüsüne kapýlmadan, mücerret deðerlerin erdemiyle donanmalýdýr, þeklinde özetlenebilir.

x



Olcay Yazýcý Hakkýnda Yazýlan Bazý Yazýlar:



?Olcay Yazýcý?nýn 2 kitabý/Sabahat Emir, 20 Ocak 2005 Türkiye.

?Olcay Yazýcý?yý Okumak?/M. Nuri Yardým, 2 Þubat 2005 Yeniçað.

?Yaralý Küheylân?/Mehmet Niyazi, 7 Þubat 2005 Zaman.

?Cümlesi ve Fikri Olan Kalem?/Osman Akkuþak, 7 Þubat 2005 Yeni Þafak .

?Olcay Yazýcý?dan 2 yeni eser?/Servet Kabaklý, Halka ve Olaylara Tercüman, 12 Þubat 2005.



x



ARZU’YA ÞÝÝR



"Ýlim kesbiyle rütbe-i rif’at

Arzû-yý muhâl imiþ ancak

Aþk imiþ her ne var âlemde

Ýlm bir kýyl ü kâl imiþ ancak"

Fuzûlî



Ne zaman hislerim sana meyletse

Ýçimden aðlayan bir bulut geçer

Kader beni sýrat üstü eyletse

Bakýþlarýn kalbimi kýrka biçer!..



Gökkuþaðý çizgisini aþarak

Bilsem bu aþk sana nasýl ulaþýr?

Uçurumdan uçuruma düþerek

Þiir melâlimi sonsuza taþýr



Ey kýlcallarýma yürüyen usare

Cemre düþür düþlerin buzdaðýna

Ýkliminde dirilmek hasretime tek çare

Lâlezarlar deðerken alevden dudaðýna!



Yakar tenhalarda açelyalarý

Arzunun ateþiyle tutuþan kar

Noksanýn sayýlýr hüzün yýllarý

Cehennemin olur gecikmiþ bahar!



Sen gülünce körpe bir gül kýrýlýr

Nevruzunu yaþar kýzýþan kaným

Bütün güzellikler benden sorulur

Ben kanmayan hayalî Don Juan’ým



Kavil üzre sana sundum arzýmý

Gel ki yeni baþtan kurulsun dünya

Yeryüzü cenneti, çýlgýn bir hülya

Kâtipler kaydedin bu son arzumu!



Kim bilir belki de bir aðýttýr bu

Sevdalar sýrrýný saklar yarýna

Çiçek kokularý sarar tabutu:

Gün doðar ruhumun ufuklarýna!



XX



Ýbrahim?e Su

Taþýyan Karýnca



Ýnsana en kutsal öðüdü verir:

Ýbrahim?e su taþýyan karýnca

Hasret ateþinde buzullar erir

Ümit baharýna, aþka varýnca



Þiir þehirlerden sürgün edildi

Soylu duygularýn melâl çaðý bu

Önce söz vardý ya: kim neyi bildi?

Ruhlarý kuþatan metal aðý bu.



Çýktýðýmýz sefer iç yolculuðu

Kýrýlgan gönüller küser-incinir

Kirlenmemiþ saf sevgiler oluðu

Yalnýzlýk gurbeti: mücerret-zincir



Ne desen bu efkâr sinmez kâðýda

Býçak ucu uçurumlar sýratý

Terk edilmiþ eski masal daðý da

Ey süvari, gök-burcuna sür atý...



Kokla alevdeki o serin gülü

Arzular ceht ile erer menzile

Hayat serüveni: düþ kuran ölü

Dilersen, sonrasýz olaný dile...



Bilge bir cân gibi hikmete ulaþ:

Kaç mevsim dirildi þu narin eþkin?

Akþamlý gün için niye bu telaþ?

Öte bir idrak ol, eþyadan aþkýn...



Ýnsana en kutsal öðüdü verir:

Ýbrahim?e su taþýyan karýnca

Hasret ateþinde buzullar erir

Ümit baharýna, aþka varýnca...



24-29 Aðustos 2000







xxx

Direnen Þehir



Camlara yansýyan cinnet bir figür

Ecinni sarmalý þarký ve ezan

Nasýl böyle arsýz, nasýl böyle hür?

Oku kitabýný: Ki sensin yazan!



Aynalar hicaptan içine kýrýk

Efsunlu fanusta ýþýk ve katran

Duygular aðýtlý, hasretler lirik

Ýblis þöleniyle çevrili dört yan



Yedi-uyurlarýn ilk þaþkýnlýðý

Taþralý arkadaþ, ne ki bu hüzün?

Çýðýrýndan çýkmýþ çað taþkýnlýðý

Esenliði uçup gitmiþ gündüzün



Aða camiinin acýsý derin

Ýki gözü iki çeþme aðlýyor

Dersaadet, bu mu senin kaderin?

Sýnanýþýn hikmetini hayra yor



Yan-yana bir resim: kadýn ve kitap

Can tetik düþümü aþklar peþinde

Uðuldar beynimde mücerret azap

Tutsaðým fikrimin keþmekeþinde!



Ruhumu sýkýyor beton ve çelik

Hani masallarýn gökçe kuþlarý

Mistik duyarlýðým etmez metelik

Alaya alýnýr gönül düþleri



Kaç kalbi ansýzýn hiçliðe iter

Faili bilinen âþikar kurþun

Kýþkýrtýcý eda düþmandan beter

Alev sütunlarý yýkan sarýþýn





Çavlan bir çýðlýktýr hayat ýrmaðý

Eðreti, hükümsüz sabun köpüðü

Örtüler sonsuzu örümcek aðý

Kim nasýl kýracak saydam kabuðu?



Yaþatýr iffetli efsanesini

Ucu iþlemeli, sevdalý mendil

Yanýk bir ezgide gizler sesini

Yaban rüzgârlara yenilmez kandil



Masum hayallerle uyan uykudan

Kýsmetin açýlsýn, talihin dönsün

Tutun fýrtýnaya nazenin fidan

?Vücut ikliminin sultaný sensin!?



Yaralý yürekler mahzun-mülteci

Ýþgalin kahrýyla mustarip hilâl

Silahsýz-süngüsüz ölmek ne feci

Esaretin adý neden istiklâl?



Pera?nýn parfümlü odalarýnda

Hâlâ oynaþmada ecnebî bir dul

Dünün endiþesi yaþar yarýnda

Yeniden fethini özler Ýstanbul!..





SÖYLEÞÝ SÖYLEÞÝ SÖYLEÞÝ



Olcay Yazýcý: Sûfî iklimin entelektüel þairi

Anket: Mehmet Nuri Yardým

Mart 2001



Edebiyat dünyasýyla ilk temasýnýzý saðlayan olay nasýl gerçekleþti?



-Ýlk þiirim 1973 yýlýnda ?Gün? gazetesinde yayýnlandý. Fakat, ciddi mânâda edebiyat dünyasýyla ilk temasým 1976 yýlýnda, Ankara?da çýkan ve titizliði, estetik seçiciliði ile bir okul sayýlan ?Hisar? dergisinde, ?Anamýn Elleri? isimli þiirimin yayýnlanmasýyla gerçekleþmiþtir.



Okul ders kitaplarý dýþýnda ilk okuduðunuz kitaplarý, yazar ve þairlerini hatýrlýyor musunuz?



-Ýlk okuduðum kitap, ?Köprü Altý Çocuklarý?dýr. Bu isim Kemalettin Tuðcu?yu andýrsa da, yazarý ismini hatýrlayamadýðým baþka biridir.

Daha öncesinde, okuma-yazma bilmediðim için okumadýðým fakat büyük bir merakla dinlediðim ilk uzun hikâye-þiir, köyümüzün taþ camiinde Ramazan geceleri; insaný büyüleyen esrarlý lüks lambasý ýþýðýnda, köyün genç hafýzlarý ve yaþlýlarý tarafýndan yanýk sesle okunan Süleyman Çelebi?nin ruhlarý öte âleme kanatlandýran ve uhrevî bir coþkuyla mest eden Mevlîd-i Þerif?idir: ?Doðdu ol saatte ol sultan-ý din/Nûra gark oldu semavat ü zemin!?

Ýlk dinlediðim ve müthiþ etkilendiðim menkýbeler ise Hazreti Ýbrahim, Hazreti Eyyüb, Hazreti Yusuf ve Hazreti Musa?nýn menkýbesidir.

Ýlk dinlediðim mahallî türkü ve mâniler de, üzerimde büyük bir tesiri býrakmýþtýr: ?Söyleyin çobanlara da, yüksek daðlar kar mýdýr/Sevdalýktan ölene sorul-sual var mýdýr??

Ýlk dinlediðim efsane ise ?Kesik Baþ? efsanesidir. Bunlarý rahmetli babam gözleri dolu dolu aðlayarak anlatýr; ailece dinler, ürperir ve bir inanç iklimi ile kuþatýlýrdýk. Ablamlarýn geceleri anlattýðý ?Devli?, ?Perili?, ?Cadý Karý?lý, ?Canavarlý? masallarý ise zar zor hatýrlýyorum.

Yine ilk okuduðum deðil fakat baþkalarýndan ilk dinlediðim kitaplardan biri de, ?Kerem Ýle Aslý?dýr. Onun, ?Aldý Kerem/aldý Aslý bakalým ne söyleyecek?? cümleleri yýllardýr kulaklarýmda ve yüreðimde yankýlanýp durur. Bunlara daha sonra Ömer Seyfettin?e ait olduðunu öðrendiðim ?Forsa? hikayesini de ilave etmek gerekir.

Edebî þahsiyetimin oluþmasýnda, anamýn çayýr biçer ya da toprak kazarken mýrýldandýðý manilerin de ilk etkilenme olarak büyük payý olduðuna inanýyorum:

?Ýkbalim balýk olsa, tutsam onu tor ile/Ne edeyim sevdiðim, sevilemem zor ile?

Ya da ?Gemiden düþen ölür da, zannetmeyin bayýlýr/Askere giden gelir da, onu Mevlâm kayýrýr./Geminin serenleri da, çevirin gidenleri/Acaba nere korlar, sevdadan ölenleri!? Ya da hüzün ilmini yüreðime ilk aþýlayan þu sözler: ?Ben günümde görmedim, gomar (açelya-ormangülü) yapraðý sarý/Bu hasretlik bitmeden çýkmaz daðlarýn karý!? Bu sözleri çeyrek asrý aþan bir süre sonra þiirimde olduðu gibi kullandým. Anam da bir Aþýk Veysel hayranýydý. Transistorlu radyomuzda onun yanýk ve kederli türkülerini duyunca can kulaðý ile dinler ve gözleri dolarak aðlardý.

Rahmetli babamýn çok az da olsa keyiflendiði ya da yüreðine bilinmez bir keder düþtüðü zamanlar mýrýldandýðý, ?Yalan dünya, gamým gitmez, nedendir bu/Çamur ile yoðurulmuþ, aslý toprak bedendir bu!? mýsralarý da beni etkileyen ilk edebî metinlerden sayýlýr.

Doðduðum yeþil coðrafyanýn, duru ýrmaklarýn, göðe yükselen mavi, berrak yaylalarýn, bir çiçek harmanýnýn andýran renkli bulutlarýn, yaðmur sonrasý dünyamýzý þenlendiren gökkuþaðýnýn, kuþ seslerinin, bin bir türlü bitkinin, çam ormanlarýnýn, son baharda cennet güzelliðine bürünen gürgen aðaçlarýnýn; kemençeli, taþlamalý düðünlerin, yaslý ölüm törenlerinin de duygu ve düþünce yapýmýn oluþmasýnda büyük rolü vardýr.



Daha sonra ilkokula baþladýðýmda, okul kitaplýðýnda yazarýný hatýrlayamadýðým çok ilginç, çok sürükleyici ?....serüvenleri? diye bir seri vardý. Okumanýn ilk büyük lezzetini onlardan aldýðýmý söyleyebilirim.

Yine okul kitaplýðýndan edindiðim, halk ozaný ?Aþýk Veysel?ýn Hayatý ve Þiirleri? kitabý yýllar geçse de hatýrasý hafýzamda kalan bir eserdir. Þiirin ilk tadýný ondan almýþýmdýr.

Özellikle, ?Þeytan Bunun Neresinde?? nakaratlý þiiri müthiþ sevmiþ ve ezberlemiþtim. Hatýrladýðým dörtlükleri þöyleydi:

?Ýçinde mi, dýþýnda mý/Burgusunun baþýnda mý/ Göðsünün nakýþýnda mý/Þeytan bunun neresinde?/Venedik?ten gelir teli/Ardýç aðacýndan kolu/Be Allah?ýn sersem kulu/Þeytan bunun neresinde??

Tabii ki, Ýlkokul Okuma ve Türkçe kitaplarýndaki þiirler de, bende ilk þiir sevgisinin, zevkinin teþekkülünü saðlamýþtýr. Bunlarýn baþýnda da, gür ve yiðit hitabetiyle, Orhan Þaik Gökyay?ýn ?Bu Vatan Kimin?? þiiri gelir:

?Bu vatan topraðýn kara baðrýnda/Sýra daðlar gibi duranlarýndýr...?diye baþlayan ve ?Gökyay?ým, ne desem ziyade deðil/Bu duygu bir kuru ifade deðil/ Sencileyin hasmý rüyada deðil/Topun namlusundan görenlerindir!? mýsralarýyla zirveleþen þiirin telkiniyle, kafamýzda gerektiðinde kendisi için ölüme gidebileceðimiz bir vatan ideali oluþur.

Daha sonra da, hüzünlü, lirik edasýyla Tevfik Fikret?in, ?Sarý saçlý, altýn gözlü papatyalarý? gelir yâdýma: ?Bahar olsun da seyreyle/Nasýl açar papatyalar??



Sonra, Ýstanbul?dan ortaokula baþladýðým yýllarda bir arkadaþtan tedarik ettiðim Abdülhak Þinasi Hisar?ýn ?Çamlýca?daki Eniþtemiz?ini, ?Fehim Bey ve Biz?ini okudum. Fakat dili çok aðýrdý. Pek bir þey anlamadým. Aklýmda kalan sadece, sýk sýk kullanýlan mikro ve makro kozmoz kelimeleridir.

Gezici kütüphaneden, abone olarak 10 lira karþýlýðýnda alýp okuduðum Victor Hugo?nun iki ciltlik ve yaklaþýk bin 500 sayfalýk orijinal ?Sefiller?i, bende büyük bir edebî tesir uyandýrmýþ ve Batý edebiyatýna ilgim bu vesileyle doðmuþtur.

Faruk Nafiz Çamlýbel?in ?Han Duvarlarý?ný, Cahit Sýtký?nýn ?Otuzbeþ Yaþ?ýný, Aþýk Veysel?in ?Dostlar Beni Hatýrlasýn? isimli þiir kitabýný, tabii ki, Kemalettin Tuðcu serisini v.s. þiire ve her türlü kitaba olan susamýþlýðýmla okudum.

?Han Duvarlarý?nýn o buruk ve hüzünlü havasý da beni derinden etkilemiþtir:

?Gidiyordum gurbeti gönlümde duya duya/Ulukýþla yolundan Orta Anadolu?ya...?



ÞÝÝRÝN EVRENSEL DÝLÝ

E. A. Poe?nun ?Annabella?sý aþkýn ilk ateþi gibi düþmüþtü yüreðime: ?Sevdalý deðil/Kara sevdalýydýk/Üþüdü gitti rüzgârýndan, güzelim Annabella!?

Yabancý olmasýna raðmen, ondaki evrensel dili sevmiþtim.

Yahya Kemal?in, ?Ak tolgalý beyler beyi haykýrdý ilerle/O gün Tuna?dan geçtik kafilelerle!? þeklindeki söyleyiþi ise içimizdeki vatan sevgisini ve cihangir ecdadýmýzla övünme duygusunu þahlandýrýyordu.

Sonra Karacaoðlan titreþtirdi gönlümüzün bamtelini: ?Ýncecikten bir kar yaðar/Tozar elif elif diye!? Sonra Yunus Emre?nin ilahîlerinde bulduk manevî huzuru: ?Þol cennetin ýrmaklarý akar Allah deyu deyu/Çýkmýþ islâm bülbülleri öter Allah deyu deyi!/Ne dilersen haktan dile, kýlavuz ol doðru yola/Bülbül âþýk olmuþ güle öter Allah deyu deyu!?

Battal Gazi serisi ile ecdadýmýzla övünmeyi, millî kimliðimizle gurur duymayý, cesareti ve civanmertliði öðrendik erken yaþlarda.

Ardýndan, Ziya Gökalp?ýn kýzýl elmasýyla düþünce ufkumuz gerçeðin ötesine, masal ülkesine doðru kanatlandý: ?Çocuktum, ufacýktým/Top oynadým acýktým/Buldum yerde bir erik/Kaptý bir ala geyik/Geyik kaçtý ormana/Bindim bir ak doðana/Doðan yolu þaþýrdý/Kaf daðýndan aþýrdý...? diye devam edip giriyordu bu ufuk ötesi yolculuk.

Ve böylece alttan alta oluþuyordu Olcay Yazýcý?nýn þiir iklimi, þiir coðrafyasý. Köklerden beslenerek ve duru pýnarlardan su içerek geliþiyor; gelenek coðrafyasýndan renkler, rayihalar devþirerek kendi özgün güzelliðini/sentezini buluyordu.

Ortaokul Müdürü ve Türkçe öðretmenimiz Ý. Gürþen Kafkas, bir gün sýnýfta, ?Aranýzda okul kitaplarý dýþýnda kitap okuyan var mý?? diye sorduðunda, sadece ben parmak kaldýrmýþtým. Okuduðum kitabýn adý: ?Köprü Altý Çocuklarý?ydý.



Sýnýfta, kitap okuyan tek kiþi olarak bu durumdan çocukça bir gurur ve sevinç duymakla birlikte; okumama eksikliðini ve kitap okumam gerektiði düþüncesini de beynimde bu soru ateþlenmiþti. Bu münasebetle, ortaokul hocam Gürþen Kafkas?a, beynimde ilk kývýlcýmý oluþturduðu için teþekkür borçluyum. Okumanýn, öðrenmenin, okul dýþýndaki gerçek kitap dünyasýna adým atmanýn büyük heyecan ve mutluluðunu, onun bu uyandýrýcý harekete geçirici sorusu sayesinde kazanmýþtým.



DOÄžU?DAN-BATI?DAN

Öncelikle hangi yerli ve yabancý yazarlarý okudunuz, bunlardan hangisini sevip okumaya devam ettiniz?



-Önceleri, yerli yazarlardan Yaþar Kemal?i, Fakir Baykurt?u, Yýlmaz Güney?i, Aziz Nesin?i, Necati Cumalý?yý, Orhan Kemal?i, Hasan Hüseyin?i, Ahmet Arif?i...okudum.

Sonralarý ise Faruk Nafiz Çamlýbel?i, Cahit Sýtký Tarancý?yý, Ziya Osman Saba?yý, Ömer Seyfettin?i, Reþat Nuri Güntekin?i, Halide Edip Adývar?ý, Sait Faik Abasýyanýk?ý, Ahmet Haþim?i, Akagündüz?ü, Orhan Veli?yi, Nazým Hikmet?i, Ziya Gökalp?ý, Yahya Kemal?i, Halit Ziya Uþaklýgil?i, Halit Fahri Ozansoy?u, Ahmet Kutsi Tecer?i, Mehmet Rauf?u, Asaf Halet Çelebi?yi, Arif Nihat Asya?yý, Necip Fazýl Kýsakürek?i, Bahattin Karakoç?u, Niyazi Yýldýrým Gençosmanoðlu?nu, Osman Atilla?yý, Mehmet Çinarlý?yý, Ýlhan Geçer?i, Mustafa Necati Karaer?i, Gültekin Samânoðlu?nu, Bahaettin Özkiþi?yi, Fuad Köprülü?yü, Ahmed Yesevî?yi, Prof. Dr. Tahsin Banguoðlu?nu, Remzi Oðuz Arýk?ý, Mehmet Rauf?u, Prof. Dr. Necmettin Hacýeminoðlu?nu, Hilmi Ziya Ülken?i, Mümtaz Turhan?ý, Behçet Necatigil?i, Kemal Tahir?i, Cemal Süreya?yý, Turgut Uyar?ý, Attila Ýlhan?ý, Hilmi Yavuz?u, Abdurrahim Karakoç?u, Orhan Türkdoðan?ý, Sezai Karakoç?u, Mehmet Niyazi Özdemir?i, Yavuz Bülent Bâkiler?i, Tarýk Buðra?yý, Emine Iþýnsu?yu, Sevinç Çokum?u, Sabahat Emir?i, Nihal Atsýz?ý, Mustafa Necati Sepetçioðlu?nu, Bekir Büyükarkýn?ý, Ahmet Haþim?i, Abdülhak Hamid?i, Tevfik Fikret?i, Peyami Safa?yý, Ahmet Hamdi Tanpýnar?ý, Ahmet Muhip Dýranas?ý, Cemil Meriç?i, Erol Güngör?u, Seyit Ahmet Arvasi?yi, Nurettin Topçu?yu, Saidi Nursî?yi, Fazýl Hüsnü Daðlarca?yý, Halide Nusret Zorlutuna?yý, Samiha Ayverdi?yi, Nezihe Araz?ý, Tâlât Said Halman?ý, Bedri Rahmi Eyüboðlu?nu, Þevket Bulut?u, Halikarnas Balýkçýsý?ný, Adalet Aðaoðlu?nu, Firüzan?ý, Mustafa Kutlu?yu, Selim Ýleri?yi, Oðuz Atay?ý, Rýfat Ilgaz?ý, Þerif Mardin?i, Cengiz Daðcý?yý, Cengiz Aytmatov?u, Ahmet Oktay?ý, Mehmed Selimovic?i, Mevlânâ?yý, Yunus Emre?yi, Karacaoðlan?ý, Ýmam Gazâlî?yi, Süleyman Çelebi?yi, Fuzûlî?yi, Feridüddin Attar?ý, Sadi Þirazî?yi, Hafýz?ý, Nizamî?yi, Ýbn Arabî?yi, Ýmamý Rabbani?yi, Cüneydi Baðdadî?yi, Rabýndranath Tagor?u, Muhammed Ýkbal?i, Ömer Hayyam?ý, Seyid Kutup?u, Halil Cibran?ý, Seyid Hüseyin Nasr?ý... okudum (Hatýrlayabildiðim kadarýyla.)



Batýlý ve Rus yazarlardan ise Victor Hugo?yu, Maksim Gorki?yi, Tolstoy?u, Dostoyevski?yi, Gogol?u, Aleksandýr Soljenitsin?i, Anton Çehov?u, Montaigne?i, Edgar Allan Poe?yu, Goethe?yi, Bertrand Russel?ý, Puþkin?i, Balzac?ý, Marcel Proust?u, Jak London?ý, Ývan Turgenyev?i, Hemigway?i, Sehakespeare?i, Mallarme?yi, Paul Verlaýne?i, Valery?yi, Paul Eluard?u, Arthur Rimbaud?yu, T. S. Eliot?u, Louis Aragon?u, Guillaume Apollinaire?i, Petöfi?yi, Alain?i, Schiller?i, F. Hölderlin?i, Reiner Maria Rilke?yi, Eugene Ýonesco?yu, Dante?yi, Immanuel Kant?ý, Jean Jacques Rousseau?yu, Friedrich Nietzsche?yi, Rudyard Kipling?i, Knut Hamsun?u, Emile Zola?yý, Charles Baudelaire?i, Federico Garcia Lorca?yý, Molliere?i, Jean Paul Sartre?ý, Albert Camus?yu, Stendhal?ý, Aleksander Soljenitsin?i, George Orwel?i, Roger Garaudy?yu, Arthur Koestler?i, William Faulkner?i, Ionesco Eugene?yi, Oscar Wilde?i, Andre Gide?i, Raymond Aron?u, Arthur Schopenhauer?u, Erich Maria Remarque?yü, Fanz Kafka?yý, Gabriel Garcia Marquez?ü, Milan Kundera?yý, Umberto Eco?yu, Erich Fromm?u, Nikos Kazancakis?i, Karl Jaspers?i, Alexis Carrel?i, Andre Mauroýs?ý, Pascal?ý, Heidegger?i, Ezra Pound?u, Roger Garaudy?yü, Ian Dallas?ý, Edgar Morin?i, Samuel Beckett?i, Adler?i, Carl Gustav Jung?u, Sigmund Freuyd?u, Panait Istrati?yi, Oktavio Paz?ý, Hermann Hesse?yi, Rene Guenon?u, Jorge Luis Borges?i, Elias Canetti?i, Carl Sagan?ý, Susanna Tamaro?yu, Camilo Jose Cela?yý, Paulo Coelho?yu, Amin Maalouf?u, Marlo Morgan?ý...okudum (Hatýrlayabildiðim kadarýyla.)



Yerlilerden baþta Mevlânâ, Yunus Emre ve Fuzûlî, Nizamî, Nedim, Þeyh Galip olmak üzere, Mehmet Âkif?i, Yahya Kemal?i, Arif Nihat Asya?yý, Necip Fazýl?ý, Tanpýnar?ý, Ömer Seyfettin?i, Cemil Meriç?i, Erol Güngör?u, Behçet Necatigil?i, Ahmet Muhip Dýranas?ý, Bahattin Karakoç?u, Sezai Karakoç?u, Mustafa Necati Sepetçioðlu?nu, Tarýk Buðra?yý, Emine Iþýnsu?yu, Nihal Atsýz?ý, Seyit Ahmet Arvasi?yi, Attila Ýlhan?ý, Cemal Süreya?yý, Fazýl Hüsnü Daðlarca?yý, Hilmi Yavuz?u, Sevinç Çokum?u, Adalet Aðaoðlu?nu, Cengiz Aytmatov?u ve Cengiz Daðcý?yý...severek okumaya devam ettim.



Batýlý yazarlardan ise insaný derinlemesine tahlil edebilen, mistik âlemle ve metafizikle bað kurabilenlerle; bütün zamanlar için güzel olan klasikleri okumaya devam ettim. Bunlarýn baþýnda Shakespeare, Baudelaire, Rilke, Dostoyevski, Tolstoy, Kazancakis, Milan Kundera ve Erich Fromm geliyor.



ÝLK ÜRPERTÝ, ÝLK ÝLHAM

Yazdýðýnýz ilk edebiyat metnini (þiir, hikaye, deneme...) hatýrlýyor musunuz? Bu hevesinize, yakýnlarýnýzýn (anne, baba, kardeþ, öðretmen...) tavýrlarý ne oldu?



-Küçükken, 1965 yýlýnda Ýstanbul Üniversitesi Çapa Týp Fakültesi Gureba Hastanesi?nde üç ay yatmýþ ve yoðun bir tedavi görmüþtüm. Sanýyorum bendeki ilk duygu ve düþünce derinleþmesi veya yazarlýðýn ilk nahif, çocuksu filizleniþi buradaki hatýralarýmý yazmamla baþlamýþtýr. Fakat o zamanlar, yazmanýn ve edebiyatýn ne demek olduðunu bilmiyordum. Bana bu hatýralarý yazdýran, yaþadýðým acýklý günlerin iç zorlamasýydý. Ýsimlendiremediðim tabii bir duyguydu.



Hani Peyami Safa, ?Büyük bir hastalýk yaþamayanlar, hayatý derinlemesine anlayamazlar!? der ya. Belki de bu hastalýk benim için, çizgi ötesine geçiþin, derinleþmenin ve yazý hayatýna merhaba demenin vesilesi olmuþtu.



Yazdýðým ilk þiir denemesini ise çok iyi hatýrlýyorum. Ýlkokula gidiyordum ve yanýlmýyorsam 1967?nin güneþli bir Sonbahar günüydü. Bunu fýrsat bilen rahmetli Babam, iyice kurumadan eve kaldýrýlmýþ fýndýk çuvallarýný, daha iyi kurumalarý için yayla kapýsýna çýkarmýþtý. Ben içerideydim. Öðle güneþi, çerçeveleri maviye boyalý küçük pencerelerimizin ince camlarýndan geçerek içeriye süzülüyordu.



Ansýzýn içime bir þey doðmuþtu o an. Daha önce hiç hissetmediðim, ilk defa tanýþtýðým bir þey...Ýlham dedikleri buydu herhalde. Ýlk heyecan, ilk titreþim ve kafiyeli ilk sözün doðum sancýsýydý. Kâðýdý kalemi elime aldým ve ilk çocuksu dörtlüklerimi fýndýk üzerine yazdým. Toplanýþýndan, kurutulup satýlýþýna kadar hayatýmýzda mühim bir yer tutmadaydý fýndýk ürünü. Belki bu yüzden, ilk þiirimin konusu fýndýkla ilgiliydi. Yýl 1967 idi ve kâðýda kayýt düþtüðüm ilk mýsralar þöyleydi: ?Fýndýk denilen mahsul/ Sert kabuklu bir yemiþ/Kara gözlü sevdiðim/ Onu çok sevdim demiþ.?

Bu sade ve basit sözlerin kurgusu ile içimde yepyeni bir dünya açýlmýþtý. Artýk kafiye tutturma sýrrýna ermiþtim. Þiir dünyasýna atýlan ilk adýmdý bu. Uzun ve yorucu bir çilenin ilk iþareti. Ýlahî bir ses, taþralý çocuðun kulaðýna esrarlý kelimeler fýsýldamýþtý sanki: ?Ey çocuk, bundan böyle kelimelerin büyük azabýný çekeceksin. Bu sana verilen mukaddes bir görevdir!?



Bu duygularý ve þiir yazabilme yeteneðimi keþfettiðimi uzun zaman yakýn çevreme hiç açmadým. Sadece ilkokul arkadaþlarýma söyledim. Ne de olsa onlar þiirin ne olduðunu az-çok biliyorlardý. ?Ben her þey için þiir yazabilirim!? dedim. Çünkü ?kafiye? ve ses uyumu sanatý bana ilham edilmiþti. Arkadaþlarým da çocuk olduklarýndan pek fazla bir ilgi duymadý. Bunu sýradan, geçici bir heves olarak düþündüler.



O sýralar, Gediz depremi olmuþtu. Bu sosyal acý üzerine, ?Deprem oldu, Gediz battý/Bu facia bizi yaktý/O gün matem bir sabahtý/Bütün dünya âlemine!? diye bir þiir yazdým. Öðretmenlerime okudum. Þiiri çok beðendi ve onu okuldaki duvar gazetesine astýlar. Böylece þairliðim ortaya çýktý. Öðretmenlerim, okul arkadaþlarým ve çevreden, ?þiir yazan çocuk? olarak ilgi ve itibar görmeye baþladým. Bu alâka, yazma hevesimi artýrdý. Ailem ise durumdan habersizdi.



EDEBÝYATIN HÝSAR?INI AÞAN ÞAÝR

Herhangi bir dergi veya gazetede yayýnlanan ilk edebiyat çalýþmanýzý hatýrlýyor musunuz? Adý, konusu neydi. Þiirse ilk mýsralarý, yazýysa ilk satýrlarý nasýl baþlýyordu. Aile ve okul çevrenizde nasýl karþýlandý?



-Basýlý bir yayýnda çýkan ilk þiirim, Ýstanbul?da ortaokuldu okuduðum sýrada, 1973 yýlýnýn Mart ayýnda halk ozaný Aþýk Veysel?in ölümü üzerine yazdýðým ?Veysel?in Ardýndan? isimli þiirdir.

Bu þiir, o zamanlar, Ýstanbul?da yayýnlanan ?Gün? gazetesinde yer aldý. Ayný þiir birkaç gün sonra, Babýâlî?de tanýdýðým ilk isim olan merhum Tahir Kutsi Makal tarafýndan ?Son Havadis? gazetesinde de yayýnlandý.

Fakat edebiyat dünyasýna ilk ciddi adýmý, ?Hisar? dergisinde yayýnlanan ?Anamýn Elleri? adlý þiirle attým. Bu þiirden ezberimde kalan mýsralar þöyle:

?Toprak kokar/Yosun kokar/Gül kokar/Bu ellerde/Her çiçeðin balý var!?

Bir köylü kadýný olan anamýn çileli hayatýný anlatýyordu þiir. Bunun ardýndan, Hisar?da kapanýncaya kadar þiirlerim yayýnlandý.

Edebiyatýmýzda yeri tartýþýlamayacak bir ekol teþkil eden Hisar dergisinde yer almak, öyle kolay deðildi. Bu, söz konusu kiþi için debî-estetik ve fikrî bir olgunluk ölçüsü demekti. Dolayýsýyla, ?Hisarcýlar?ýn þahsýma gösterdiði ilgiye teþekkür borçluyum. ?Hisar? dergisi edebî hayatýmda bir dönüm noktasý ve çýkýþ olmuþtur. Tabii ki, ardýndan ?Töre? ve ?Türk Edebiyatý? dergisinin desteðini de yâd etmek gerekir.

Aileme hâlâ bu konuda fazla bir þey yansýtmýyordum. Çünkü onlar bunu kavrayacak kültür birikimine sahip deðildi. Okul ve kültür çevresindeki arkadaþlarým ise ismim dergilerde yer aldýkça seviniyor, bana cesaret veriyorlardý.



Edebiyat dünyasýna giriþinizde sizi yönlendiren ve teþvik eden çevrenizden veya edebiyat dünyasýndan kiþiler oldu mu, kimlerin yardýmýný gördünüz?



-Edebiyat dünyasýna girme konusunda çevreden özel bir gayret görmüþ deðilim. Bu tamamen içten gelen eðilim, karþý durulmaz bir yazma ihtiyacý ve baþ edilmez bir tecessüs ile mümkün oldu. Allah?ýn takdiri ve kulun gayreti ile yani. Bu konuda bana cesaret veren, belli isimlerden ziyade; gönderdiðim þiirleri yayýnlayan dergilerin teþviki olmuþtur.

Baþtan beri, zaten endi kendimin acýmasýz bir eleþtiricisi oldum hep. Acizane, yazdýklarýmý Batý ve Doðu kriterleri ölçüsünde gözden geçiriyor, eliyor; bu konuda kendi kendime karþý acýmasýz davranýyordum.



Muhterem Emine Iþýnsu?nun bana yazdýðý, ?Kâðýdýn yýrtýlýr bir nesne olduðunu unutma!? sözü, bu konuda rehberim oldu.

Bu arada, özellikle Ýlhan Geçer beyin, rahmetli Niyazi Yýldýrým Gençosmanoðlu?nun, Ahmet Kabaklý hocanýn ve þiirimizin aksakalý Bahaeddin Karakoç aðabeyimizin, þiirim hakkýnda söyleme teveccühünde bulunduklarý övücü, yüreklendirici sözlerin hakkýný da teslim etmek lazým.



Fakat bütün bunlarýn dýþýnda-bir sosyal tesbit olarak belirtmeliyim ki-ben zaten baþtan beri zor olana, çilesi çekilene taliptim. Edebî, estetik ve fikrî yoðunluðu yeterli olmayan bir þiir her þeyden önce benden ?geçiþ izni? alamazdý!..



YAZMASAM, YAÞAYAMAZDIM

Ciddi anlamda yazmaya ne zaman ve nasýl karar verdiniz?

-Yazmanýn ve yazdýklarýný gün ýþýðýna çýkarýp edebiyat severlerle paylaþmanýn büyük arzusu, özellikle birkaç þiirim edebiyat dergilerinde çýkýnca ve hele Hisar gibi bir sanat-edebiyat, estetik okulu niteliði taþýyan ve herkesin kolayca yer alamadýðý seçici bir dergi þiirlerime peþ peþe yer verince iyice belirmeye baþladý. Öte yandan, Rilke?nin, ?Genç Bir Þaire Mektuplar?ýnda ifade ettiði gibi, ?yazmadan yaþayamayacaðýmý?, yazmanýn hayatýmýn biricik eylemi olduðunu anladým ve iþin birikimini, ilmini elde etme gayreti içerisine girerek, ciddi ciddi yazmaya baþladým.



Yine samimi olarak kaydetmeliyim ki, yazmak bende hiçbir zaman bir heves, bir hobi olarak tezahür etmedi. Ben baþtan beri iþi ciddiye aldým ve baþtan beri þair-yazar olacaðým/olduðum düþüncesini taþýdým, onun gerektirdiði çileyi çekmeye baþladým. Kýsacasý, duygu ve düþüncelerimi kayýt altýna almak, yani yazmak, doðuþtan genlerime yüklenmiþ mukaddes bir misyon ya da kaderdi. Bundan kaçamaz, bunu erteleyemezdim. Yazmamak diye bir alternatifim, seçme hürriyetim yoktu. Hayatýn acý dalgalarýyla fikrin keskin sancýsýný beyninde ve yüreðinde derinden hisseden biriydim. Yazmasam çýldýracaktým. Çýldýrmamak için yazdým. Yazmanýn benim için birinci mânâsý, bu psikolojik rahatlama, tatmin olma duygusuydu. Yazdýklarýmýn yayýnlanmasý, þöhret olmam falan pek önemli deðildi.



Bu konuda anlatmak istediðiniz ve unutamadýðýnýz bir hatýranýz var mý?

-Yazma konusunda herkes gibi ben de, birçok hatýra yaþamýþýmdýr. Önce, þiirin ne olduðunu bilmeyen bir ananýn ve Kur?ân-ý Kerim?den baþka hiçbir kitap okumamýþ bir babanýn çocuðu olarak dünyaya gelmiþtim. Bu yüzden, iþim ve katlanmam gereken üretme sancýsý baþkalarýna kýyasla iki kat daha fazlaydý. Taþralý küçük çocuðun beynindeki büyük fýrtýnalarý, kalbindeki büyük tufanlarý anlayacak, ona destek olacak bir çevrem yoktu. Þiir yazdýðýmý, bir duygu ve düþünce acýsý çektiðimi herkesten gizliyordum.



Akþamlarý beþ numara gaz lâmbasýnýn ölgün ýþýðýnda þiirler, romanlar okurken ve býkýp usanmadan notlar alýrken, þiir taslaklarý yazýp-karalarken; bir çakýl taþý kadar duru ve saf olan anam garipseyen, acýyan bakýþlarla yüzüme bakar, ?Kalk yat oðlum? derdi, ?gözlerine yazýk! Yorma kendini bu kadar.?

Babam ise sanki, ?edebiyatýn-kültürün para etmezliðini? yirmi yýl önceden görmüþ gibi: ?Boþuna okuyorsun. Ýki kasa hamsi alýp, Sürmene pazarýnda satsan, bundan daha iyidir!? derdi.

Bu sözlere kýrýlýr ama belli etmezdim. Kelâm ve kalem ürününün, bir gün mutlaka layýk olduðu kýymeti, itibarý bulacaðýna inanýrdým.

Zeytinburnu Ortaokulu?nda okurken, bir matematik öðretmenimiz vardý. Sol görüþlüydü. Bir gün beni özel olarak odaya aldý. Orada bana bazý sol yazarlarýn isimlerini söyledi ve bunlarý tanýyor musun dedi. Evet dedim. Sonra bazý sað yazarlarýn isimlerini sýraladý. ?Peki bunlarý tanýyor musun?? dedi. Hayýr dedim. Gerçekten de hiç birinin ismini duymamýþtým. O yýllarda kitapçý vitrinlerinde hep sol görüþlü yazarlarýn kitaplarý vardý. Bak dedi, o zaman seçimini iyi yap. Soldan gidersen sen de tanýdýðýn bu yazarlar gibi tanýnýr, þöhret olursun. Kitaplarýn satýlýr. Yok eðer sað tarafý izlersen, sen de o ismini dahi duymadýðýn yazarlar gibi silinir gidersen. Hiç kimse seni tanýmaz. Düþün, kararýný ona göre ver.



Dedikleri doðruydu. Fakat ailemden aldýðým kültür ve inanç, yüreðime silinmez, baþkalarýyla deðiþtirilemez þekilde iþlenmiþti bir kere. Bu ýrmaðý baþka yöne akýtmak, onu kendi vadisinden taþra çýkarmak mümkün deðildi. Daha sonra Zonguldak?ta liseyi okurken de. Matematik öðretmenim Mehmet Bey, beni sol çizgiye çekmek için çok uðraþtý. Hatta, ?Sen kendinle çeliþiyorsun? dedi. ?Sosyal karþý çýkýþlarýn ve eleþtirilerinle, aslýnda sen sol dünyaya ait birisin. Fakat duygularýnla kendini saðda hissediyorsun.? Aklý sýra beni tereddüte düþürmek ve sola yönelmemi saðlamak istiyordu.

Fakat çok þükür ki, daha o yýllarda bile ?haksýzlýða karþý çýkmanýn? ve ?ezilen insanýn yanýnda? olmanýn, sadece solun tekelinde bulunamayacaðýnýn farkýnda ve idrakindeydim.



Sola hiçbir zaman zerrece meylim olmadý. Çünkü doðduðumda babam kulaðýma ezan okumuþtu ve ilk okul öncesinde kýsa bir süre de olsa medrese eðitimi almýþtým. Millî Þef döneminin sebep olduðu korkunç kýtlýk yýllarýnýn trajik hikâyeleriyle büyümüþtüm. Daha sonra, efsanevî bir Adnan Menderes sevdasýyla tanýþmýþtým. Evimizin bir odasýnda onun insan-yüzlü ve müþfik fotoðrafý asýlýydý. Altýnda kocaman harflerle: ?Menderes, Allah seni baþýmýzdan eksik etmesin!? ibaresi yazýlýydý. Yani mânevî duygularým, millî heyecanlarým çok saðlam ve yerleþikti çocukluðumdan beri. Acý çeksem de, yeterince tanýnýp bilinmesem de, yazdýklarým hakkýyla deðerlendirilmese de, bedelini çok aðýr ödesem de; ben hep burada, ?kendi inancýmýzýn, kendi kültürümüzün, kendi medeniyetimizin onurlu dairesinde? kaldým. Ömrüm oldukça da, kalmaya devam edeceðim...



Hayatýnýzýn ve eserlerinizin toplu olarak ele alýndýðý biyografinizle bir fotoðrafýnýzý ekler misiniz?



OLCAY YAZICI?NIN ÖZ GEÇMÝÞÝ

Osman Olcay Yazýcý, 1953?te Trabzon?un Sürmene ilçesine baðlý Küçükdere Nahiyesinin Yukarýovalý(Vizara) köyünde doðdu. Babasý Molla Temel?in oðlu Ahmet Yazýcý, annesi Ali Efendi?nin kýzý Ayþe Yazýcý?dýr. Küçükken geçirdiði bir hastalýk yüzünden okul hayatýna geç baþladý. Daha ilkokula gitmeden ve okuma-yazma bilmeden, okumanýn büyük özlemi ile tutuþuyor ve içinden ?Eðer okumayý bilseydim, yol kenarlarýndaki, çöplerdeki gazete parçalarýný bile alýr, temizler okurdum!? diye geçiriyordu.

Bu aþkla, okula gitmeden okumayý sökmüþtü. Ailesi hastalýðýný bahane ederek onu okula göndermek istemiyordu. Yaþý epey ilerlemiþti. Fakat bu sýra dýþý beyin, okumadan yapamazdý.

Bir gün bir yakýný ile ailesinden gizli Aþaðýovalý Ýlkokulu?na gitti ve okuma-yazmayý bildiði için, doðrudan ikinci sýnýf öðrencisi olarak okula baþladý.



Þiir hayatýna ilkokulda baþladý ve ilk þiirlerini burada yazdý.

Daha sonra ortaokulu okumak üzere Ýstanbul?a geldi. Ortaokulu Zeytinburnu?nda okudu ve bu sýrada Ýstanbul Orta Dereceli Okullar Arasýnda düzenlenen? Cumhuriyetin 50. Yýlý Þiir Yarýþmasý?nda, ?Bu Çatý Altýnda? adlý þiiriyle birinci seçildi. Artýk ona herkes ?þair? gözüyle bakýyordu.



Türkçe öðretmeni Gürþen Kafkas?ýn da desteðiyle ilk defa ortaokulda Þiir Sergisi açtý. Ortaokuldan sonra liseyi okumak üzere bu sefer de Zonguldak?taki ablasýnýn yanýna gitti ve liseyi oradaki Fener Lisesi?nde okudu.

Bu sýralarda mesleðinde hayli yol almýþ ve kendi üslubunu bulmuþtu. Öyle ki, kendinden on, on beþ yaþ büyük þairlerin bile yer alamadýðý ?Hisar? dergisinde ilk önemli þiiri sayýlan ?Anamýn Elleri? yayýnlandý. O artýk kararýný vermiþ, yolunu seçmiþti: Þair olacaktý.

Yüksek öðrenimine devam edebilmek için tekrar Ýstanbul?a döndü. Aruz ettiði, Basýn Yayýn Yüksekokulu?nu ve Sosyal Bilimler?i kazanamamýþtý. Çaresiz Kocaeli Meslek Yüksekokulu Sevk ve Ýdare Bölümüne kaydýný yaptýrdý ve 1979 yýlýnda buradan mezun oldu.



Bu yýllarda, Olcay Yazýcý ismi edebiyat dergilerinde sýk sýk görülüyordu. Hisar dergisinden sonra Töre ve Türk Edebiyatý gibi yine seçkin dergilerde þiirleri yayýnlanýyordu. ?Bir Mavi Türküdür Deniz? isimli þiiri 1978?de Türkiye Radyolarýndan kemençe fon müziði ile defalarca okundu. Artýk özgün, farklý ve derin þiiri ile Olcay Yazýcý?yý kültür ve edebiyat çevresi ilgi ile takip ediyordu.

Yüksekokulu bitirdikten sonra, büyük þehre gelmeyen ve yalnýz olan anasýna arkadaþlýk edebilmek, ruhunu tabiatýn sükuneti içende dinlendirebilmek için Sürmene?deki köyüne döndü. Burada yaþadýðý 4 hüzünlü yýlýn acý hatýralarýndan ?Hüzün Yazýlarý? isimli büyük beðeni kazanan eseri çýktý daha sonra.



Hassas, kýrýlgan ve içe dönük kiþiliði sebebiyle münzevi yaþamaktan hoþlanýyordu. Fakat onuruyla tek baþýna ayakta kalabilmek ve edebî hayallerini gerçekleþtirebilmek için bir iþ tutmak zorundaydý.

Çantasýnda þiir taslaklarý ve yazý denemeleri olarak, 1983 sonbaharýnda yeniden bunalarak kaçtýðý þehre, Ýstanbul?a sýðýnmak zorunda kaldý.



Burada, Türk Edebiyatý Vakfý Baþkaný, gazeteci-yazar Ahmet Kabaklý ile tanýþtý. Ýþ talebinde bulundu. Daha önce, Türk Edebiyatý Vakfý?nýn 1982 yýlýnda açtýðý Çocuk Edebiyatý Yarýþmasýnda ?Çocuklar Vatanýnda Büyüsün? isimli çalýþmasýyla 130 eser arasýndan birinci seçilmiþti ve Türk Edebiyatý Dergisi?nde þiirleri yayýnlanýyordu. 1983 Kýþýnda Türk Edebiyatý Dergisinde editör olarak göreve baþladý. Kültür dünyasýnýn birçok simasý ile burada yakýndan tanýþma fýrsatý buldu. Yazdýklarý edebî çevrede yanký uyandýrýyordu. Bir süre sonra Türk Edebiyatý Derginin Yazýiþleri Müdürlüðüne getirildi. 1984 baharýnda dergiden ayrýlarak, Türkiye Gazetesinde gazeteciliðe baþladý.



Özetle Yazýcý?nýn, baþta Hisar, Töre, Meþale, Pýnar, Türk Edebiyatý, Boðaziçi, Dolunay, Ufuk Çizgisi, Milli Kültür, Ýnsan ve Kâinat, Cemre, Güneysu, Çaðrýþým, Tepe Edebiyat, Kýraðý, Kültür Dünyasý, Tarih ve Düþünce olmak üzere, birçok dergide þiir, hikâye, deneme, kültür-edebiyat ve felsefe yazýlarý yayýnlandý.



Türk Edebiyatý Vakfý?nýn yayýnladýðý Türk Edebiyatý Dergisi?nin Yazý Ýþleri Müdürlüðünü(1983-84), Ýhlas Holding?in dergiler grubundan olan bilim ve teknoloji dergisi Ýnsan ve Kâinat? ýn editörlüðünü (1988-94) yaptý.

1984?te gazeteciliðe de baþlayan þair-yazar ve gazeteci Osman Olcay Yazýcý, 12 yýl çalýþtýðý Türkiye Gazetesi?nde dizi yazý, mülâkat ve köþe yazarlýðý; kültür-sanat sayfasý yöneticiliði, hayatým roman sayfasýnýn editörlüðü ile yazý iþleri ve Avrupa baskýlarý servisinde redaktörlük görevlerinde bulundu (1984-1997.)



16-20 Eylül 1991 tarihinde Ýstanbul?da yapýlan 12. Dünya Þairleri Kongresi ve Yunus Emre?ye Saygý Kurultayý?na (X11. World Congress Of Poets, In Homage To Yunus Emre) ?Derviþ? isimli þiiri ve ?Yunus Emre?nin Rüzgârýyla? konulu tebliði ile katýldý.

1997?de Türkiye Gazetesi?nden ayrýlarak, edebiyat çevrelerince?Bütün zamanlarýn en iyisi? diye deðerlendirilen Kültür Dünyasý Dergisi?nin Genel Yayýn Yönetmenliði?ni üstlendi(1997-98, 16 sayý.)



1999?da Kültür eski Bakaný Namýk Kemal Zeybek?in sahipliðini ve baþyazarlýðýný yaptýðý Ayyýldýz Gazetesi?nin Kültür-Sanat sayfasýný yönetti.



Halen, Müstakil Sanayici ve Ýþadamlarý Derneði MÜSÝAD?ýn Süreli Yayýnlar Editörlüðünü yürütüyor.ÝLESAM ve Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan þair ve yazar Olcay Yazýcý?nýn, Arif Nazým ve Mehmet Yýlmaz tarafýndan bestelenmiþ þiirleri de var. Songül Ýnan?la evli olan Olcay Yazýcý?nýn, Feyza ve Arife Ayþegül isimli iki kýz çocuðu bulunuyor.



Geleneðe baðlý çaðdaþ Türk þiirinin öncülerinden ve entelektüel þiirin orta kuþak temsilcilerinden sayýlan Olcay Yazýcý, farklý ve özgün bir üsluba sahiptir.



Aþýrý hassas mizacý ve trajik yaþantýsýyla Peyami Safa?ya benzetilen Olcay Yazýcý, Safa?nýn, ?Ömrüm, hep bir felâkete uðrayacaðým duygusu içinde geçti!? fikrini, kendisine de týpa týp uyan bir psikoloji kabul eder. Öte yandan, felsefî-mistik boyutu ile Necip Fazýl iklimine, sarýcý ve sarsýcý üslup ustalýðýyla da Cemil Meriç?e yakýn bulunursa da, onun þiirini ve denemelerini yakýndan inceleyenler farklýlýðýný, kullandýðý sembol ve imajlarla orijinalliðini fark ederler.



Olcay Yazýcý geleneðe baðlý, divanî ve halk tarzý, kafiyeli, ölçülü þiirler yazan bir þairdir. Serbest þiire karþýdýr.?Þiir, en basit tarifiyle disipline edilmiþ sözdür. Bunun serbesti, rast gelesi, þaire göresi olmaz? der.

Ona göre, serbest þiire övgü dizenler, geleneksel þiirin büyük çilesine katlanamayanlar ve bu sahada ikna edici ürünler ve azabý çekilmiþ eserler meydana getiremeyenlerdir. Çünkü, serbest þiirde, Bektaþi namazý gibi, ?ben yazdým oldu!? düþüncesi hâkimdir. Halbuki geleneksel þiir formuna ve normuna göre, bir eser ya þiirdir, ya þiir deðildir. Onun ölçüsü, terazisi ortadadýr. Kaçamaðý, bana göresi yoktur.



AÞKIN OLANIN ESRARI

Yine de serbest þiire büyük bir husumetle yaklaþmaz. Fakat þunu da söylemekten kaçýnmaz: Tamam, þiiriniz ölçülü, kafiyeli olmasýn. Mýsra deðil belki ama uzun-kýsa cümlelerinde edebî, estetik, sembolik ve özgün çaðrýþým zenginliði bulunsun. Mücerret söyleme gücüne sahip olsun. Felsefî, tasavvufî, fikrî ve lirik yoðunluk taþýsýn. Aleladenin, gündelik konuþma dilinin, mektup cümlesinin üzerine taþsýn. Aþkýn olanýn esrarýný, edebî rayihasýný taþýsýn. Kalbe nüfuz etsin. Bunu baþaramayan bir metne, þiir adý vermekle o metin þiir olmaz/þiir sayýlmaz. Edebî bir eser kabul edilemez.

Olcay Yazýcý, düþünce aðýrlýklý þiirlerinde olduðu gibi; denemelerinde ve fikir yazýlarýnda da entelektüel bir üslup güzelliði, bir irfan derinliði yansýtýr okuyucuya. Bu sebeple, denemelerindeki insaný sarýcý ve sarsýcý üslup Cemil Meriç?le kýyaslanýr.

Gerek Necip Fazýl?ý, gerekse Cemil Meriç?i severek okuduðunu, bu isimlere büyük bir hürmeti olduðunu belirten Olcay Yazýcý, ?Fakat ben özgün ve orijinal kendimim!? der. Benzerlikte ýsrar edenlere ise ?Necip Fazýl ne kadar Baudelaire ise ben de o kadar Necip Fazýl?ým!?cevabýný verir.

Söz konusu isimlerle kendisi arasýnda paralellik kuran mantýðýn ilmî metodolojiden mahrum, yüzeysel bir mantýk, kýsýr bir idrak olduðunu; aradaki nüanslarý göremediðini, kolaycý ve peþin hükümlü davrandýðýný savunur.

Yoðunlaþtýrýlmýþ bir cümleye sýðdýrmak mümkünse, çileli, zorlu bir hayatýn, sosyal-mistik bir öfkenin entelektüel þairidir Olcay Yazýcý. Ferdin ve toplumun,?kendisi olmasýný/kendisi kalmasýný? biricik onur ve erdem sayan; þiiri ciddiye alan, fikrî ve estetik çapsýzlýða, sýradanlýða tahammülü olmayan; sýð ve þovmen tiplerin vitrine çýkmasýndan müthiþ rahatsýzlýk duyan bir mizaca sahiptir. ?Bir insanýn hem iyi bir entelektüel, hem de iyi bir pazarlamacý olmasý mümkün deðildir!...Eðer, þahsiyetli bir entelektüel ise iyi bir pazarlamacý deðildir; eðer iyi bir pazarlamacýysa, o zaman da, entelektüel deðildir!?der...

Þiirlerinde genellikle, âþk, ölüm ve mistik âlem; kimliksizleþme, erdemsizlik, yozlaþma, murakabe ve muhakemesiz sosyal deðiþme; köy-þehir, Doðu-Batý karþýlaþtýrmasý/çatýþmasý; dünyevî olanla âþkýn olanýn kýyaslanmasý gibi konu ve temalar aðýrlýklý olarak iþlenir.

Daha çok, tasavvufî, felsefî kaynaklardan beslenen, düþünce ve duygu yoðunluðu taþýyan; sembolik imajlar ve okuyucuyu þaþýrtan sürpriz--kafiyeler kullanan, beylik söyleyiþlere iltifat etmeyen; kýsaca trajik-ben?in þiirini yazan bir þair olarak tanýnýr Olcay Yazýcý.

Þiiri, ?Sonsuz yorumlanan söz? ve ?Kelimelerin taþýyabileceði son yoðunluk? diye tanýmlayan þair, bu titiz, duyarlý, eleyici ve en sembolik, en güçlü söyleyiþi bulma yolundaki cehti ile klasikler arasýnda zikredilmeye hak kazanýr.

Olcay Yazýcý?nýn, dünya ve Türk edebiyatýnda örneði bulunmayan bir özelliði de, þiirlerinde kelime tekrarýnýn olmamasýdýr. Bu titizlik, þaire aþýrý bir azap yükler yazma sýrasýnda.

Ondaki bir baþka ilginç yan ise, Yazýcý?nýn þiirlerinin ilk yazýlýþý ile son hali arasýnda büyük farlýlýklar bulunmasý; þiirin oluþma sürecinde, baþ döndürücü, çýldýrtýcý bir deðiþtirme-ekleme-çýkarma çilesinin yaþamasýdýr.

Bu konuda þöyle der: ?Güzeli, güzel olmayandan ayýracak mümeyyiz bir makamýn, ilmî-objektif/âdil bir münekkit müessesesinin olmadýðý; göz nûru akýtýlýp çilesi çekilenle, seri imalatý yapýlanýn birbirinden ayrýt edilmediði bir ülkede; kelimelerin beynimi ve ruhumu aþýndýran büyük azabýný neden çektiðimi doðrusu ben de bilmiyorum. Herhalde, sanatta estetik mükemmeliyet endiþesinin, karþý durulmaz bir tezahürü bu. Yani bir tür delilik. Fakat unutmayalým ki, rahmetli psikiyatr Recep Doksat?ýn ifadesiyle, ?dünyanýn delilere olan borcu, delilerin dünyaya olan borcundan çok daha fazladýr!?

Bu büyük sabýr ve çile neticesindedir ki, Olcay Yazýcý?nýn þiirlerinde benzeri pek bulunmayan orijinal imajlar, yoðun ve hikmetli söyleyiþler sýkça yer alýr.

Formüle edilmiþ bir ifadeyle: metafizik boyutu ve düþünce yoðunluðu ile Olcay Yazýcý, sûfî iklimin entelektüel þairidir. Çeþitli ödülleri bulunan þair ve yazar Olcay Yazýcý?nýn yayýnlanmýþ eserleri ise þöyle:

?Çocuklar Vatanýnda Büyüsün? (Hikâyeler, Türk Edebiyatý Vakfý 1982 Birincilik Ödülü, 1985)/?Papatyalar Üþümesin?( Hikâyeler, Kültür Bakanlýðý yayýný, 1990)/?Erguvan Uðultusu? ( Þiirler, Boðaziçi yayýnlarý 1991)/?Tartýþmayý Tartýþmak? ( Deneme-Kültür yazýlarý, Ötüken Neþriyat 1992)/?Hüzün Yazýlarý?( Özgün bir metin, Boðaziçi yayýnlarý 1993)/?Eylül?ün Kýrdýðý Gül?(Þiirler, Ötüken Neþriyat 1994)/?Kitapsýz Toplum? (Deneme-Kültür yazýlarý, Ötüken Neþriyat 1994.), ?Büyük Gün/Bir Kýyâmet Alâmeti Olarak Hazreti Ýsâ?nýn Dönüþü? (Araþtýrma, Marifet Yayýnlarý 2001.), ?Ateþi Uyandýran Þiirler? (Yayýnlanacak yeni þiir kitabý.)





FÝKÝR FÝKÝR FÝKÝR



Kitap medeniyetinden

internet muhabbetine...



Olcay Yazýcý



?Ben kuþ dilin bilirim, söyler Süleyman bana!?

Ansýzýn, sabahýn sihirli ýþýklarýyla birlikte bizim Yunus?un bu beyti düþtü hafýzama. Sûfî bir ilahî gibi yankýlandý, yansýlandý ruhumun derinliklerinde.

Biliþin, beþer için daha ötesi olmayan son sýnýrýydý bu sanki:

?Ben kuþ dilin bilirim, söyler Süleyman bana!?

Sözde ?iletiþim çaðý?nýn, dar kapsam alanýna mahkûm; hissiz, ufuksuz ve derinliksiz beyinleri; sözün, sezginin ve metaforlar dünyasýnýn gönüldeki ?iç fethini?, ?iç uzayýný? kavrayabilirler mi acaba? Yoksa, ?çaðdýþý bir söylem? diye mi hüküm verirler.

Fakat, birileri onlara anlatmalý ki: efendiler, toplumlar teknik ve maddî geliþmiþliklerinden ziyade, efsane ve menkýbeleri ile yaþarlar. Bu sayede ?dirlik-düzenlik ve dahi esenlik içinde? olurlar!

?Ben kuþ dilin bilirim, söyler Süleyman bana!?

Kelimelerin kelimelere temasýndan aydýnlýk bir þimþek çaktý beynimde.

Kelâmýn ulvî ateþi tutuþtu içimde. Fikirsizlik, duyarsýzlýk çölünün gülleri yeþerdi birden. Þükür ki, söz ölmüþ deðil. O ezelde var idi ve ebedîyen var olacaktý.

Aldýrmayýn, sözde iletiþim çaðýnýn, fikir fakiri þaþaasýna! Cep telefonlarýnýn cýzýrtýlý, ahlâk yoksulu diyaloglarý, bu ruh yüceliðini asla köreltemez ve beþerin hafýzasýndan silemez. Çünkü kelâmýn ve kalemin kutsallýðý var. Çünkü ?Kitap medeniyeti?nin hükmü sonsuza kadar geçerli olacaktýr. Çünkü sözün hikmeti, yaratanýn emri yüklenmiþtir insanoðlunun genlerine, DNA?sýna. Yaratýlýþýn özüne, ezelî ve ebedî kimyamýza hükmedemezler ya!

Býrakýnýz kullansýnlar, býrakýnýz oyalansýnlar çaðdaþ oyuncaklarýyla...

?Ben kuþ dilin bilirim, söyler Süleyman bana!?

Ýþte sözlerin sözü. Ýþte kelimenin büyüsü. Ýþte mücerredin ve mecazî oluþumlarýn gücü. Ýþte mânâmýzý var eden, beynimize yazýlan kader-kimlik! Önce söz vardý, sonra da söz olacak. Ötesi hurda-haþat bir medeniyet eðlencesi.

Ýletiþim dünyasýnýn metafizikten cýrcýrböceði kadar habersiz bireyleri, peki sözün erdemini, soyutun güzelliðini ve sonsuzluðunu size kim öðretecek? Ýletiþim çaðýnýn, mutsuz, muþtusuz, yarýnsýz beyleri. Bilseniz, ne trajik bir son bekliyor sizleri!

***



?Ben kuþ dilin bilirim, söyler Süleyman bana!?

Ruhum birden gök ekince, kuþ tüyünce, bulut hafifliðince yeðnildi, ferahladý, açýldý. Ufuk, derinlik ve mânâ kazandý var oluþum. Hüznüm ve kederim buhar olup, bahar olup daðýldý. Gökyüzüne aðdý. Yükseldi. Yer çekiminden âzat oldu. Bu yeni oluþum karþýsýnda kâinatýn sýrlarý çözüldü sanki.

Korunmuþ, hýfz edilmiþ levhadaki insan macerasýný görüp, alýn yazýsýný okudum birden. Füsunlu bir ruh esenliði kuþattý sahramýzý.?Bürüyen kaside? gibi bir beytin beynimde araladýðý semavî pencereden kanatlanýp, ötelere sefer eyledim. Daralan yüreðim huzur ve sükûnet buldu. Kutlu bir saðanak altýnda arýndým, tazelendim, dirildim!

Ýþte ben bu sözün, bu söze derinlik ve sonrasýzlýk boyutu kazandýran iklimin, irfanýn insanýyým!. Ýþte ben bu selamet diyarýnýn eriyim. Bu nizamýn, bu terkibin mensubuyum. Kalbî huzurum ve ebedî kurutuluþum bu oluþun içinde.



Teknolojiymiþ, internetmiþ, sanal âlemmiþ, maddî konformuþ bana ne!

Dedim ya, odalar arasý geyik muhabbetinin teknik detaylarýný, üslup ve metodunu, bilmiyor, doðrusu bilmek de istemiyorum.

Bilinmezi kavrama arzusuyla tutuþan idrakimi, elektro manyetik bir ekrana hapsedemem. Mistik tecrübem ve sürrealist tecessüsüm, Ýnternet siteleriyle, web sayfalarýyla; chat hücrelerindeki diþlek manzarayla asla kanabilemez.



Çaðýn bilemediði bir iç ferasetle, ilahî ve þiirsel bir ilhamla, sûfîyane bir ?nazar?la bilinmesi gereken, erbabýna bildirilir. Bu mertebeye çaðýn cafcaflý iletiþim teknolojisi ile eriþmek mümkün deðil. Bu bir nasip iþidir:

?Ben kuþ dilin bilim, söyler Süleyman bana!?

?Tâlib-i ilmleriz, âþk kitabýn okuruz?

?Evliya safâ-nazar edeli günden beri/Hâsýl oldu Yunus?a her ne ki olasýdýr? hikmetinin muhatabý için, yeryüzünde can sýkýntýsýndan söz edilebilir mi?

Aþk Kitabýný okuyunca ufku açýlýr idrakimin. Gönlüm yedi kat semalara kanatlanýr. Tay-i zaman eylerim. Esenlik diyarýna, emin beldeye, devr-i dilâraya hicret eyler düþüncem. Derviþ Yunus?umuzun dediði gibi:

?Biz tâlib-i ilmleriz aþk kitabýn okuruz!?

Ve Cemil Meriç?in ifadesiyle:

?Deha kütüphaneden çýkar?, internet cafe?den deðil.

***

Ýnsanýn ?miracý? düþüncedir. Onunla yükselir, onunla yücelir. Sýrlarýn ?sýrrý? okumakla çözülür. Bundan ötürüdür ki, þair:

?Okumak...okumak.../Oku, çözülsün yumak!? demiþ.

Sen kendi trajik durumundan habersiz, malumat yýðýnýna ulaþmayý ve kemiyet muhasebeciliðini marifet mi sanýyorsun?

Bütün zamanlarda insanýn biricik arzusu ve tecessüsü ?mücerrede?, âli olana ulaþmaktýr. Tezahürler seyrangâhý olan kâinatta, internet sitesinde oyalanmak ve bununla yetinmek, ancak vukufsuz-ufuksuz aklýn iþidir, derin düþünce sahiplerinin deðil.

Öyleyse, size ?iyi oyunlar? efendiler, ben ?eþyanýn hakikatini? öðrenme yolunda çile çekmeye gidiyorum!

***

Açýkçasý, Ýnternet dünyasý benim için pek ?net? deðil. Puslu. Bulanýk ve kuþkularla çevrili. Dünyevî bazý kolaylýklar saðlasa da, etik açýdan tekin deðil. Þunu baþtan belirtelim ki, bizim medeniyetimiz, her þeyden önce bir ? kitap ve kâðýt medeniyetidir.? Buradan, teknolojik çaða ve internet?in kemiyete kurgulu dünyasýna (üstelik Batýdaki oluþma ve geliþme sürecini yaþamadan) acemice bir geçiþ; kültür atlasýmýzda yamanmasý mümkün olmayan yýrtýlmalara, medeniyet çizgimizde vahim kýrýlmalara yol açtý.

Ben hâlâ kültürün, bilginin; üsluplu yaþama tarzý, haysiyetli bir üst-kimlik oluþturabilmenin, ?kemâle ermenin? vazgeçilmez ana kaynaðýnýn/biricik þartýnýn yazýlý kültür, yani ?kitap? olduðuna inanýyorum.

Çünkü, insaný?terbiye eden? ve ona azgýnlýklarý dizginleme, maddeden baðýmsýz düþünebilme melekesi kazandýran; onu ?varlýðýn mahiyeti? hakkýnda bilgi sahibi kýlan yazýlý kültürdür/kitaplardýr.

Kitap sayesindedir ki insan, yeryüzünün sadece ?oyun ve eðlence? yeri deðil, bir sýnanma yeri olduðunun þuuruna varýr.

Bilgisayar ekranýndan metin ve madde týklamakla, derin ve yoðun bir kültür elde edilemez, sofistike bir çaðýn þifresi çözülemez. Hikmete ve alp erenliðe ulaþýlamaz. Düþünce ufku geniþletilemez. Bir ?yalanýn yalaný? olan ?sanal dünya? ile ?fikrin büyük çilesi? bir birine eþ tutulamaz.

Hiçbir eziklik ve eksiklik duygusuna kapýlmadan itiraf ediyorum ki: Network ne demektir bilmiyorum. (Fakat ön sezilerim, birileri birilerini tuzaða düþürmek için küresel bir menfaat aðý örüyor galiba diyor bana!) Mikroçip neyin karþýlýðý haberim yok. E-Ticaretin e?sinden anlamam. Haber portalý ile kast edilen nedir kestiremiyorum. Balzac?ýn ?Vadideki Zambak?ýný, ?Menekþeli Vadi?yi biliyorum da, þimdilerde sýkça sözü edilen esrarengiz ve bilimsel Silikon Vadisi?nde neler oluyor, neler üretiliyor bilemiyorum.



Eþya bir vasýta, asýl olan insandýr

Yýllar önce baþlamýþtý teknolojiyi ve onun ürünlerini kutsama hastalýðý. Bu da, kýt akýllýlar için geçerliydi. Çünkü, eþyanýn künhüne inip, onun hükmünü, insan hayatýndaki yerini bilen, muhakemesi nesnel olanla sýnýrlý kalmayan kiþi; maddenin hiçbir görüntüsünü yüceltip, insanýn önüne çýkarmaz. Bilir ki, eþya vasýta, asýl olun insandýr.

Bilgisayarlarýn büyük raðbet gördüðü yýllarda, ?bilgiyi benim ümmi ninem de sayar. Mühim olan, oluþlar üzerinde tefekkür ederek, yeni bir bilgi üretmektir? diye yazmýþtým.



Köprülerin altýndan çok sular geçti ve ülkemiz dev bir teknoloji pazarýna, daha sonra da mezarlýðýna dönüþtü. O dönemde, çaðrý cihazlarýný beline takanlarýn görgüsüzlüðünden; cep telefonu denilen çaðdaþ aletin ilkel þekilde kullanýldýðý bugünlere geldik.



Özellikle cep telefonu görgüsüzlüðü, ülkemiz insaný için komik ve acýklý manzaralar arz ediyor. Cep telefonu olan her yeniyetme, kendini cep telefonu olmayan herkesten üstün ve saygýn görüyor. Ötekileri küçümsüyor. Bu sahada öyle bir insan modeli oluþtu ki, tahammül etmek mümkün deðil. Sapýk bir tarikatýn puslu mabedinde, ya da aðlama duvarý önünde kendinden geçmiþ müritler gibi, dünyayý umursamadan takýlýp kalýyorlar cep muhabbetine.



?Düþünüyorum o halde varým? öz deyiþi, post-modern deðiþmeyle birlikte maziye karýþtý. Þimdi sokaktaki adam için tek geçerli söz:

?Cep telefonum var, o halde üstün ve farklýyým!?

En kalabalýk cadde ortasýnda, ?Konuþan Adam? heykeli gibi durup, sanki öte âlemle iletiþime geçmiþçesine caka satarak konuþmak; çaðdaþ cepçiliðin fiyakasý sayýlýyor artýk. Oluþun sýrrýný çözmek, Ýstanbul?u fethetmek ya da atomun fotoðrafýný çekmek de ne imiþ!

Þahsiyetini bulamamýþ ham hâlleri ve terbiye edilmemiþ kuruntularýyla, bulunduklarý ortama sosyal kirlilik yayan bu ?baz? kafalý ?teknoloji mankurtlarý?; kullandýklarý elektronik cihazlarý ?üstünlüðün/saygýnlýðýn/itibarýn tek belirleyici unsuru? sanarak, ?bizim, ayrýca mücerret deðerlerle donanmamýza ve bir kiþilik performansý göstermemize gerek yok!? vehmine kapýlýyorlar. Ve ne yazýktýr ki, o kýsýr döngüde, o sýðlýkta ve o çiylikte kalýyorlar!

Her ne kadar iyi de efendim, birikimi, bilgiler arasý münasebeti kurarak, kullanarak bir düþünce harmanlamasý yapamadýktan, yeni bir yoruma, yeni bir önermeye; insanlýk için faydalý bir teklife varamadýktan sonra, ekranda bilgi kaynaklarýnýn maddelerini týklamak, kitap listelerinin çetelesini tutmak neye yarar ki, deseniz; mekanik ve metalik bakýþlarla sizi süzerler.

Öyle bir ?tuþ?a gelirsiniz ki, çaðdaþ aforizmalar üreten(!) bilge-kokoreççiler bile güler halinize!..



?Eðlence Ýnternette/siz neredesiniz??

Bakýþlarým ansýzýn bir dükkan önündeki reklam panosuna iliþti:

?Eðlence internette/siz neredesiniz?? diye yazýyordu iri ve renkli puntolarla.

Demek ki, teknoloji harikasý ve bilgi çaðýnýn alameti farikasý internet sayesinde güle-oynaya bilgiye ulaþmak, kadim feylesoflar kervanýna dahil olmak çok kolay hale gelmiþ de haberimiz yok.

Entelektüel muhalefetimi ve eleþtirel aklýmý kýþkýrtan bu popülist cümle, beynimin içinde yankýlanýp durdu uzun süre:

?Eðlence internette/siz neredesiniz??

Düþündüm: Neden sadece ve özellikle ?eðlence? vurgulanmýþ? (Hani bilgi çaðý diyorlardý yaþadýðýmýz yüzyýla?) Klasik telakkilere göre bilgiye ulaþmanýn aðýr bedeli; ateþten, kýlýçtan beter acýsý ve sýradan insanlarýn katlanamayacaðý çilesi vardýr. O yüzden klasik telakkiye göre:?Bilgi azaptýr!?

Demek ki, yeni zamanlarýn metodu eðlenerek, öðrenmek!. Zahmetsizce ?eriþim!?

Düþündüm: Sahi ben neredeyim? Ýnternet?te olmadýðýma göre, kýsýr, verimsiz, basiretsiz ve iptidai bir hayat mý yaþýyorum yoksa?

Ýronik ve iðneleyici cümleler oluþtu zihnimde:

Siz eðlenin efendiler, ben kutsal metinleri asýllarýndan okumaya ve düþünmeye gidiyorum.

(Sahi kim sormuþtu o çýldýrtan soruyu: Gazâli?nin, Ýbn-i Sina?nýn, Mevlânâ?nýn, Yunus Emre?nin, Þeyh Galip?in, Fuzulî?nin; Baudelaire?in, Goethe?nin, Sehakespeare?in, Dostoyevski?nin, Tolstoy?un, Çehov?un ve Rilke?nin bilgisayarý mý vardý?...Þeyh Gâlip, Fuzûlî, Necip Fazýl, Cemil Meriç ve diðerleri internet mi kullanýyordu? Onlarýn e-mailleri, Networklarý var mýydý?)



Ya da interneti kullananlar arasýndan hangi bilge, hangi deha çýktý bugüne kadar? Vasat bilginin elden ele dolaþtýðý bu vasatta, vasatý aþacak üstün-idrak ne zaman yetiþecekti acaba? Yoksa, internet furyasý ile birlikte irfan adamý, kitap medeniyeti, yazýlý kültürün ehemmiyeti tarihe mi karýþýyordu? Ve en önemlisi, bilgeler çaðý kapanýyor, ?teknolojik mankurtlar? çaðý mý baþlýyordu?



Yazýlý kültürün esrarýyla...

Düþünen insan olarak, yapmam gerekeni, olmam gerekeni, kalabalýða, mitleþtirilen makineye, teknolojik tapýnmaya raðmen, zihnimde egzersiz yapmaya devam ettim:

Siz eðlenin efendiler, (aslýnda çaðdaþ köleler demeliyim), ben Suç ve Ceza?yý, Ýlahî Komedya?yi, Gariplerin Kitabý?ný, Ariflerin Menkýbeleri?ni, Fîhi Mafih?i ve Iþýk Doðu?dan Gelir?i eðlenerek deðil, acý çekerek hýfz etmeye gidiyorum.



Siz, Ýnternet denilen çýkýþý olmayan labirente girip kilitlenin. Ben ýþýðýn, bilmenin, çizgi ötesinin ana unsuru ile ünsiyet kurmaya gidiyorum.

Siz, ekran baþýnda birbirinize sahte kimliklerle, erotik replikler geçmeye devam edin. Ben soyut düþüncenin ve kalbî sezgilerin, ermiþlere has mukaddes azabýný çekmeye; insanýn büyük macerasýný derinden kavramaya; âlemler arasý muhayyel yolculuklarýn mistik heyecanýnýn yaþamaya gidiyorum.



Biliniz ki, oyalanýp eðlendiðiniz ?sanal dünya?, insanýn binlerce yýllýk yükselme ve yücelme serüveni yanýnda çok sýradan, çok ?banal!? kalýyor.

Dedim ya, kusuruma bakmayýn. Ýnternet?ten, e-mailden, web sitesinden anlamýyorum. Fiber kanal nedir bilmiyorum.

Fakat, ?Ben kuþ dilin bilirim, söyler Süleyman bana!?

***

Peki, söyler misiniz, överek göklere çýkardýðýnýz ve arkaik bir tutkuyla tapýndýðýnýz makine, ne kadar geliþirse geliþsin acýmayý, hüzünlenmeyi, kederli bir kalbe merhamet duymayý ve Yunus Emre?nin mistik liriklerinden zevk almayý bilebilecek mi?

Sorgusuz-sualsiz, tüketim ekonomisinin, e-ticaretin çarpýtýlmýþ enformasyon ve globalleþme emperyalizminin metalik maketine eklemlenmek; bu sömürü pazarýnýn aptal bir tüketicisi durumuna düþmek; ?en güzel surette yaratýlan?, eþref-i mahlûkat ve zübde-i âlem olan insana yakýþýr mý?

Teknolojiyi insanýn faydasýna kullanmaya evet, fakat onun kölesi olmaya hayýr!



Makine, ne kadar çok fonksiyonlu, modern donanýmlý olursa olsun, zamanla örselenir, miadý dolar ve teknoloji mezarlýðýna atýlýr.

Oysa, arz ve sema yerinde durdukça yazýlý kültürün ve mânâ medeniyetinin esrarý, efsanesi, esenliði eskimez.

Kitap ve kâðýt medeniyetinden, internet muhabbetine kesin ve keskin bir geçiþ yapmadan önce, iyi düþünmek gerekir!

Asl


Bu biyografi daha önce 20 kiþi okumuþ.



O harfindeki diðer biyografileri göster
ÜYELER ÝÇÝN
 Kullanýcý
 Parola
 Kod

  Ücretsiz Üyelik
  Þifremi Unuttum
 
ÇOK ÝZLENENLER
+18 hande ataizi soyunuyor+18 (144647 kez izlendi.)
 
ÇOK OKUNANLAR
 

 :: Ana Sayfa :: Günün Haberleri :: Ýletiþim

  Siteden yararlanýrken gizlilik ilkelerini okumanýzý tavsiye ederiz.
© 2000-2006 Tüm haklarý saklýdýr. Ýzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayýnlanamaz.
Sayfa Üretimi: 0.0281  | Teknik Destek: Cizginet
Haberler artýk Outlook'ta